
ShiffaHome Glucosamine
İçeriği : Glucosamine Sulphate, Methylsulfonylmethane (MSM), Chondroitin Sulphate, Bromelain extract
Glucosamine, Biyokimyasal olarak amino şeker olan küçük bir moleküldür. Normalde kıkırdağın yapısında bulunmaktadır.
Chondroitin sulphate, Glucosamine molekülü gibi kıkırdak hücreleri tarafından yapılmakta olan,kıkırdağın yapısında bulunan, büyük bir moleküldür.
Methylsulfonylmethane (MSM), organik sülfürün kaynağı, antioksidan bir molekül ve kıkırdağın yapısında bulunan kritik bir mineraldir.
Bromelain extract; ananas meyvesinden elde edilmektedir.
Kullanım Şekli : Yetişkinler için günde 1-2 tablet, tercihen yemeklerden sonra alınması tavsiye edilir.
Yararı : Glucosamine, Chondroitine, MSM ve ananas ekstraktı ile geliştirilmiş formülasyon eklem ağrılarında azalmaya, kıkırdak dokusunu geliştirmeye, osteoartrite bağlı bel ağrıları şikayetlerini azaltmaya destekleyici olarak geliştirilmiştir.
Glucosamine, Chondroitine, MSM ve ananas ekstraktı ile geliştirilmiş formülasyon eklem ağrılarında azalmaya, kıkırdak dokusunu geliştirmeye, osteoartrite bağlı bel ağrıları şikayetlerini azaltmaya destekleyici olarak geliştirilmiştir.
Sadece köpek balığı kıkırdağından ekstrakte edilerek saflaştırılan Chondroitine hiçbir şekilde büyük baş hayvan (domuz ve domuz ürünleri) kullanılmadan üretilmiştir. Chondroitine kıkırdak dokusunun yenilenmesi kemik ve tendonlar için önemli bir maddedir.Özellikle osteoariteye bağlı ağrıların azaltılması ve güçlendirilmesine destek olarak kullanılması önerilebilir.
İçeriğindeki Glucosamine vücudun kıkırdak dokusunun gelişiminde önemli bir etkendir.Mısır nişastasından elde edilen Glucosamine deniz kabuklarından elde edilen Glucosamine göre alerjen değildir.Organik sülfür kaynağı olarak bilinen MSM iskelet ve kas fonksiyonlarının gelişimine, kolajen oluşumuna yardım edebilir.
Ananastan saflaştırılmış olarak elde edilen ananas ekstraktı enfeksiyon ve fiziksel yaralanmalarda, spor yaralanmalarında ağrıları azaltmaya yardımcı olabilir.Ayrıca kan damarlarındaki pıhtılaşmaya sebep olan fibrinlerin parçalanmasına destek amaçlı kullanılabilir.
Yapılan çalışmalarda,
1) 76 bayan, 42 erkek katılımcının yaş ortalaması 51olan ve 12 hafta süreli devam ettirilen klinik çalışmada 4 grup oluşturulmuştur.
-28 kişilik 1. grup; etken madde içermeyen ilaç ile 12 hafta süreli gözlem altına alınmıştır.
-30 kişiden oluşan 2.grup; Glucosamine içerikli 500 mg lık takviye olarak günde 3 kez kullanmıştır.
-30 kişiden oluşan 3. grupta; MSM içerikli 500 mg lık takviyeyi günde 3 kez kullanmıştır.
-30 kişiden oluşan 4.grup ise Glucosamine+MSM karışımı içerikli 500 mg lık takviye günde 3 kez kullanmıştır.
Bu veriler sonucunda aşağıdaki bilgiler elde edilmiştir:
-Etken madde içermeyen ilacı kullanan 1.grupta eklemlerde hissedilen ağrıların 26 oranında azaldığı gözlemlenmiştir.
-Sadece Glocosamine takviyesi kullanan 2.grupta eklemlerde hissedilen ağrıların 63 oranında azaldığı gözlemlenmiştir.
-Sadece MSM içerikli takviyeyi kullanan 3.grupta eklemlerde hissedilen ağrı 52 oranında azalmıştır.
-Glucosamine ve MSM karışımı içerikli takviyeyi kullanan 4.grupta, hissedilen eklem ağrılarının 79 oranında azaldığı gözlemlenmiştir.
2) Ananas’ın eklem ağrıları ile ilgili yapılan bir diğer çalışmasın da ise 19-75 yaş aralığı olan 37 bayan ve 43 erkek, katılmıştır.32 kişiden oluşan 1.gruba günde 2 defa 50 mg lık Diclofenac verilmiştir.31 kişilik katılımı olan 2.gruba ise günde 2 defa 90 mg lık ananas içerikli takviye verilmiştir.Yapılan gözlemler neticesinde;
-1.grupta dinlenme sırasında gözlenen eklem ağrılarının 54 oranında, 2.grupta ise 58 oranında azaldığı bildirilmiştir.
Bel Fıtığı Hakkında Bilgi :
Belimizde 5 adet omur kemiği vardır. Bu kemikler arasında da disk adı verilen kıkırdaklar bulunur. Disk, özel bir bağ dokusu organıdır ve omurganın dayanıklılığına, hareketliliğine ve zorlamalara karşı dirençli olmasına, omurgaya uygulanan şok şeklindeki darbelerin emilmesine ve kuvvetin çevre dokulara dengeli bir şekilde dağılmasına hizmet eder.
Bel fıtığı, beldeki omur kemikleri arasında bulunan ve adeta bir amortisör gibi görev yapan bu disklerin fıtıklaşması sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Disklerin iç kısmında nükleus pulpozus denen jöle kıvamında yumuşak bir bölüm, bunun dışında anulus fibrozus adı verilen daha sert bir fibröz tabaka, omur kemiklerine bakan yüzlerde ise her iki tarafta son-plak olarak adlandırılan kıkırdak yapılar vardır. Dıştaki tabakanın anatomik bütünlüğünün bozularak içerideki yumuşak kısmın dışarıya doğru taşmasına fıtıklaşma denir. Fıtıklaşan yani dışarıya doğru taşan disk, omurilik kanalı (spinal kanal) içinden veya kendisinin arka-yan tarafından geçmekte olan sinirleri sıkıştırır ve hastalık böylelikle kendisini belli eder .
Ayrıca fıtıklaşmış diskten ortama salınan bazı kimyasal maddeler de sinir köklerini etkileyerek ağrıya neden olurlar.
Bel ve bacak ağrısı en belirgin şikâyettir. Fakat bazen bel veya bacak ağrısından sadece biri de bulunabilir. Hareket kısıtlılığı, topallayarak yürüme, vücudun bir tarafa doğru çarpılması gözlemlenebilir. Ağrıyla birlikte bacaklarda uyuşma, karıncalanma, hastalık ilerledikçe kuvvet kaybı ve incelme (atrofi) görülebilir. Sinirlere genişçe basan fıtıklarda cinsel fonksiyonlar olumsuz etkilenebilir.
Belirtileri :
Bazen orta hattan omurilik kanalına doğru uzanarak sinirleri sıkıştıran büyük bel fıtıklarında ağrının yanında idrar ve büyük abdestini tutamama veya yapamama gibi rahatsızlıklar ile bacaklarda felce doğru gidiş, süvari yaması tarzında (oturak civarında) duyu kaybı ve cinsel fonksiyon bozuklukları ortaya çıkabilir. Bu klinik tabloya kauda ekuina sendromu adı verilir. Omurilik kanalı dar olan hastalarda küçük orta hat fıtıkları bile benzer şikayetlere yol açabilir. Hastalığın bu derecede ilerlemesine müsaade edilmemeli, zamanında müdahale ile uygun bir tedavi gerçekleştirilmelidir.
Bel fıtığında bel ve bacak ağrısı öksürmekle, yürümekle, iş yapmakla ve ayakta kalmakla artarken sert yatakta yatmakla azalabilir.
Bel Fıtığı Nasıl Oluşur ?
Ağır bir yükü kaldırmak veya ters bir hareket yapmak gibi pekçok dış faktörün yanında kişiye ait faktörler de bel fıtığının oluşmasında önemli rol oynarlar. Çünkü öyle insan vardır ki 120 kg. kaldırır, hiçbir şey olmaz; öylesi de vardır ki 5 kg. kaldırır, bel fıtığı olur.
Kişiye ait faktörlerin başında omur kemikleri arasında bulunan ve disk adı verilen kıkırdaklardaki dejenerasyon gelir. Kâinatta hiçbir şeyin tesadüfe bırakılmamış olması gibi diskin beslenmesi de belirli bir plan ve program dahilinde gerçekleşmektedir. Belirli maddeler diskin belirli yerlerinden geçmektedir. Ancak yaş ilerledikçe diski besleyen damarlar da azalır ve yaklaşık sekiz yaşından sonra hiç görülmezler. Bu yaştan sonra diskin beslenmesi diffüzyonla olur. Disklerin ihtiva ettiği su oranı da çocuk yaştan itibaren yavaş yavaş azalmaya başlar. Bir ceninin diskinde su oranı % 90 iken, çocuklarda bu oran % 80'e, yetişkinlerde ise % 50-60'a düşer. Neticede disk de giderek küçülür ve yüksekliği azalır. Buna disklerdeki beslenme bozukluğu ve mikro seviyedeki değişiklikler ile kimyasal değişiklikler ve disk üzerine uygulanan mekanik kuvvetlerin yaptığı dejenerasyon eşlik eder. Diske giren oksijen ve besin miktarı giderek azalırken metabolizma artıklarının atılması zorlaşır. Disk zamanla elastikiyetini yitirir, artık kuvvet aktarma ve kuvveti çevre dokularda dengeli bir şekilde yayma görevini yapamaz olur. Diskin içinde bulunan ve tamir görevi üstlenen destek hücrelerinin sayısı da yaş ilerledikçe azalır. Tamir olayı zayıflar. Mikro düzeyde bulunan çatlaklar üzerine aşırı yük binince veya kişi yanlış bir hareket yaptığında diskin içindeki yumuşak kısım etrafındaki kapsülü kolayca yırtarak dışarıya doğru çıkar ve bel fıtığı oluşur. Yani zemin hazır hale geldikten sonra bardağı taşıran son bir damla gerekmektedir ki bu, hafif bir cismi kaldırmak veya sadece öksürmek de olabilir.
Bazı ailelerin tüm fertlerinde kıkırdak yapıdaki dejenerasyon nisbeten daha erken yaşlarda olmakta, dolayısıyla daha sık ve kolay bel fıtığına yakalanmaktadırlar. Öyle aileler vardır ki, dede, baba ve çeşitli yakın akrabaları bel fıtığından ameliyat etmişizdir. Yani kıkırdak yapıdaki dejenerasyonun genetik yönünün olduğu da söylenebilir.
Damarlardaki hastalıklar, şeker hastalığı ve sigara kullanımı, diske gelen kan akımının miktar ve kalitesini, dolayısıyla onun beslenmesini olumsuz yönde etkileyerek dejenerasyonu hızlandırırlar.
Bel fıtığının oluşumunda rol oynayan dış faktörlerin başında günlük aktiviteler esnasında ortaya konan bilinçsiz hareketler gelmektedir. Eğilerek veya uzanarak bir yük kaldırdığımızda belde bulunan diskler üzerine binen yük simetrik değil, asimetrik olmaktadır. Böyle bir durumda bel fıtığının nasıl kolayca teşekkül edebileceğini aşağıdaki şekiller sade bir tarzda izah etmektedir.
Kimlerde Görülür ?
Toplumun çeşitli kesimlerinde bel rahatsızlığı o kadar yaygındır ki, birçok ülkede yapılan istatistiklere göre doktora müracaat nedeni olarak bel ağrısı soğuk algınlığından sonra ikinci sırayı almaktadır. İnsanların yaklaşık % 80'i hayatları boyunca en az bir defa bel ağrısı ile karşılaşmaktadırlar.
Bel rahatsızlığına her yaş grubunda rastlamak mümkündür, fakat bel fıtığı orta yaşlarda daha sık görülür. Hareketsiz bir iş ve hayat tarzı, daha çok oturarak çalışmak, şişmanlık, ağır şeyler kaldırmak, mücadele sporları, bilinçsiz spor yapmak, yanlış oturuş ve duruş alışkanlığı, mesleğini sevmeme, huzursuz bir ortamda ve stres içinde yaşama, sigara ve alkol kullanma, uzun süre otomobil sürme, bedensel faaliyetlere ısınmadan başlamak birer risk faktörüdür. Bu risk faktörleri bir insanın günlük yaşantısında ne kadar çoksa o kişinin bel fıtığına yakalanma ihtimali de o kadar yüksektir. Hele bir de genetik olarak yatkınlık varsa bel fıtığıyla tanışmak sürpriz sayılmamalıdır.
Uygun olmayan sandalyelerin üzerinde her gün saatlerce süren bir ofis hayatına mahkûm insanlar bel fıtığının müstakbel adaylarıdırlar.
Bel Fıtığından Korunmak :
Günümüzde tıp dev adımlarla ilerlemekte ve birçok hastalığın çaresi bulunmaktadır. Buna rağmen diğer bütün hastalıklarda olduğu gibi bel fıtığına yakalanmamak da en iyisidir. Yani tedbirler hastalıkla karşılaşmadan önce alınmalıdır. Maalesef insanlar sağlık gibi önemli bir nimetin kıymetini ancak onu kaybettiklerinde anlamaktadırlar. Fakat sağlık bir kez kaybedildiğinde tekrar kazanılması çok zor olmakta, bazen de bu mümkün olamamaktadır. Öyleyse sağlığımızın kıymetini hastalanmadan önce bilmeliyiz.
Bel sağlığını korumak için kişi hiçbir zaman çok ağır bir yükü kaldırmamalı, kaldıracaksa mutlak surette dizlerini kırarak yani çömelerek cismi yerden almalıdır. Belden eğilerek kaldırmamalıdır. Hiçbir cismi uzanarak almamalıdır. Meselâ, telefon çaldığında veya raftan kitap alırken uzanmamalıdır. Daima cisimlere yaklaşarak, arada mesafe bırakmaksızın almalıdır. Sağlıklı iken bel ve karın adalelerini güçlendirici egzersizler yapmalıdır. Hareketli bir hayat tarzını benimsemek yararlıdır.
Tedavi :
Bel fıtığı rahatsızlığı bulunan bir kişide hastalığın safhası iyi bir muayene ve ileri tetkik metodları ile net olarak tesbit edildikten sonra tedaviye geçilir. Bundan sonra, pratik olması açısından, hastalar cerrahi müdahale gerekenler ve cerrahi müdahale gerekmeyenler diye iki büyük gruba ayrılabilirler. Bel fıtığı gelişiminin erken dönemlerinde konservatif tedavi adı verilen cerrahi dışı tedavi metodları uygulanır. Bu safhada hastaya bütün dünyada ağrı kesici, adale gevşetici ve antienflamatuar ilaçlar verilir. Sert yatak istirahati tavsiye edilir. Fizik tedavi yapılabilir. Lazer ile tedavi cihetine gidilebilir. Yine ciltten (perkütan) birtakım farklı girişimlerde bulunulabilir. Uygun dönemde egzersiz verilebilir. Gerekiyorsa psikoterapi yapılabilir.
Bel fıtığı tedavisini bir ekip işi olarak görmekte yarar vardır. Nöroşirürji (beyin-omurilik-sinir cerrahisi), nöroloji, anestezi, fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı doktorlar ile diyetisyen, psikolog, hemşire ve fizyoterapistler bu ekibin içinde yer almalıdır. Gerektiğinde diğer bazı branşlardaki uzman doktorların görüşlerine de müracaat edilmelidir.
Bu ekibin elinde bir fizik tedavi ünitesi ve bu ünitede traksiyon (programlanabilir hafızalı otomatik cihaz ile bel çekme) dahil lüzumlu bütün araç gereçler hazır bulunmalıdır.
Teslimat Bilgileri (Neden Biz)
1.Bitkisel Park Türkiyenin en geniş ve en güvenilir doğal sağlık merkezidir.
2.Sitemizde bulunan tüm ürünler uzman doktorlar tarafından üretilen,Tarım Köy İşleri Bakanlığından onaylı ürünlerdir.
3.Siparişinizi teslim aldığınız ana kadar Bitkisel Park güvencesi altındadır.
4.Sitemizden ister kapıda kredi kartı,ister kapıda nakit,isterseniz kredi kartıyla online ödeme veya banka havalesi yaparak ödeme yapabilirsiniz.
5.Bitkisel Park Kredi kartı onay departmanı sitemizden kredi kartıyla alışveriş yapan müşterilerimizin güvenliğini sağlamak amacıyla kurulmuştur.
6.Kredi kartıyla oluşturulan siparişlerde ilgili bankanın güvenlik kontrol birimi kart sahibinin gerçekliğini kontrol etmekte ve gerekirse müşteri ile irtibata geçerek onay almaktadır.
7.Güvenlik birimimiz tarafından onay alınamayan siparişler iptal edilmekte ve sipariş tutarı kredi kartına geri iade edilmektedir.
8.Sitemizden alışveriş yapmak son derece hızlı ve kolaydır, üyelik gerektirmez.Üye olan müşterilerimiz Bitkisel Park kampanyalarından yararlanabilir ve siparişlerini online takip edebilmektedir.
9.Siparişlerinizle ilgili her türlü soruyu 0224 271 55 55 veya 0507 930 03 31 nolu telefonu arayarak uzmanlarımıza danışabilirsiniz.
10.Bitkisel Park'tan almış olduğunuz ürünlerde kullanım talimatı ve bilgileri detaylı olarak bulunmaktadır.
11.Siparişleriniz aynı gün içerisinde kargoya verilir.2 iş günü içerisinde adresinize ulaşır.
12.Online destek hattımızdan 7/24 saat yararlanabilirsiniz.
