|
Çölyak Hastalığı
Çölyak hastalığı nedir ? Çölyak hastalığı
duyarlı kişilerde gluten içeren gıdaların alınmasından bir süre sonra
ortaya çıkan bir malabsorpsiyon sendromudur. Genetik olarak belirlenmiş
kişilerde hayatın herhangi bir döneminde ortaya çıkabileceği gibi gizli
de kalabilir. Hastalığın nedenini oluşturan buğday, arpa, çavdar, yulaf
gibi tahılların içinde bulunan gluten isimli bir proteinin gliadin
isimli alt fraksiyonudur. Hastalığı olan kişilerde gluten içeren
gıdaların diyete eklenmesinden sonra ince barsaklardaki villus adı
verilen parmaksı çıkıntılar vücudun bu maddeye karşı oluşturduğu
iltihabi bir reaksiyon sonrasında hasar görür ve yok olur. Böylece diğer
besinlerin sindirimi ve emilimi de bozulur ve bizim malabsorpsiyon
(kötü emilim) sendromu dediğimiz bir hastalık tablosu ortaya çıkar. Son
bilgilerimize göre bu hastalıkta barsakta olması gereken ve gluteni
parçalaması gereken bir enzimin eksik olduğu öne sürülmüştür. Bu enzim
olmadığında gluten değişmeden barsaklara ulaşmakta ve toksin etkisi
yaratarak hastalığın başlamasına yol açmaktadır.
Hastalığın görülme sıklığı nedir ? Çölyak hastalığının
sıklığı ülkeden ülkeye değişmektedir. Avrupa’da semptomatik çölyak
hastalığı sıklığının ortalama 1/1000, asemptomatik hastalık sıklığının
ise 1/100-300 olduğu tahmin edilmektedir. Hastalığın, bazı risk
gruplarında (hastaların yakın akrabaları, jüvenil diyet, Down sendromu)
normal popülasyona oranla daha sık olduğu gösterilmiştir. Değişik
ülkelerde yapılan çalışmalar asemptomatik çölyak sıklığının jüvenil
diyabetli olgularda % 1 ile % 16, Down sendromlularda ise % 1 ile % 12
arasında değiştiğini göstermiştir. Türkiye’de normal popülasyonda çölyak
sıklığı henüz tam olarak bilinmemektedir.
Hastalığın belirti ve bulguları nelerdir ? Günümüzde
çölyak hastalığının otoimmun bir hastalık olduğunu ve bir çok organı
tutabildiğini biliyoruz. Ancak hastalığın en önemli özelliği bazı
hastalarda yıllarca hiç belirti vermemesi veya çok hafif
seyredebilmesidir. Kişi çölyaklı bir hasta olduğunu uzun süre
farketmeyebilir. Bu durumda gizli kalmış bir hastalık söz konusudur.
Hastalık hayatın herhangi bir döneminde tipik belirtilerle
başlayabileceği gibi çok hafif belirtilerle de seyredebilir ve tanısı
çok zor olabilir. Hastalığın en klasik belirtileri ishal, kusma,
iştahsızlık, karın ağrısı, karın şişliği, zayıflama ve büyüme
geriliğidir. Tek başına kusma, karın ağrısı veya sadece boy kısalığı ile
başvuran hastalar olabilir. Diğer taraftan büyük çocuklarda ve
erişkinlerde tedavi edilemeyen veya nedeni bulunamayan kansızlık, kemik
zayıflığı gibi durumlar da çölyak hastalığının tek belirtisini
oluşturabilir. Çölyaklı hastalarda diş mine defektleri ve ağızda
tekrarlayan aftöz lezyonlar da (yaralar) tespit edilebilmektedir.
Parmakların çomaklaşması, dilin üzerinin düzleşmesi, dişlerin oluşumunun
ve motor gelişimin geri kalması hastalıkta görülebilen diğer
bulgulardır. Çölyak hastalığı bazen ishalin aksine sadece kabızlık ve
karın ağrısı gibi atipik bulgularla da ortaya çıkabilir. Bazı hastalarda
ise hepatitten siroza kadar değişebilen karaciğer tutulumu hastalığın
tablosuna eşlik edebilir. Ergenlik dönemine gelmiş bir genç kızın adet
görememesi bile çölyak hastalığının belirtisi olabilir. Çölyak hastalığı
olup da bundan haberi olmayan kişiler günün birinde otoimmun bir
hastalık tablosu (otoimmun hepatit, otoimmun tiroidit, sistemik lupus
eritematozus…) ile başvurabilir. Sonuçta nedeni anlaşılamayan bir
hastalık tablosunda yukarıda bahsedilen belirtilerin bir veya birkaçı
tabloya eşlik ediyorsa çölyak hastalığından şüphe edilmeli ve
araştırılmalıdır.
Kimler çölyak hastalığına yakalanabilir ? Çölyak
hastalığı herkeste görülebilir. Ancak genetik özellikleri çok iyi
bilindiği için belli doku gruplarını (HLA DQ) taşıyan kimselerde daha
sık görüldüğünü söyleyebiliriz. Çölyaklı kişilerin yakın akrabalarında
çölyak hastalığı riskinin normal populasyona göre çok artmış olduğu
gösterilmiştir. Tarafımızdan gerçekleştirilen bir araştırmada çölyaklı
çocukların anne, baba ve kardeşleri kan testleri ve ince barsak
biyopsisi yardımıyla araştırıldı ve bu kişilerde sessiz hastalık
sıklığının yaklaşık % 3 olduğu saptandı. Hastalığın sıklığının Avrupa
ülkelerinde ortalama 1/200 ile 1/1000 arasında değiştiği (belirtisiz
hastalık: 1/200; belirtili hastalık: 1/1000) gözönüne alınırsa bu
kişilerde hastalığın görülme sıklığının normal kişilere göre en az 6 kat
artmış olduğunu söyleyebiliriz. İkizlerde hastalığın birlikte görülme
olasılığının % 70 olduğu bildirilmiştir. Ayrıca bazı başka hastalıklarda
da çölyak hastalığı sıklığının artmış olduğu gösterilmiştir. Bunların
başında jüvenil diyabet ve Down sendromu gelmektedir. Tarafımızdan
yapılan araştırmalarda diyabetli çocuklarda ve Down sendromlu çocuklarda
da çölyak hastalığı sıklığının artmış olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle
söz konusu risk gruplarının gizli kalmış çölyak hastalığı açısından
taranması gereklidir. Gelişmiş Kuzey Avrupa ülkelerinde ki bu ülkelerde
çölyak hastalığı çok sık olarak gözükmektedir, HLA doku grupları
yardımıyla da hastalığın taraması yapılabilmektedir.
Hastalığın tanısı nasıl konur ? Çölyak
hastalığı tanısı öncelikle şüphelenmekle başlar. Tanı amacıyla
öncelikle kanda antigliadin antikorları, endomizyum antikorları veya
transglutaminaz antikorlarının araştırılması gerekir. Endomizyum
antikorları diğerlerine göre daha spesifiktir. Bu antikorlardan en az
birisi pozitif olursa çölyak hastalığı şüphesi ile ince barsak biyopsisi
yapılması tanı için şarttır. Alınan ince barsak biyopsisinin patolojik
incelemesi sonucunda villus atrofisi (parmaksı çıkıntıların yok olması)
ve intraepiteliyal lenfositlerin arttığının gösterilmesi çölyak
hastalığını düşündürür. Bundan sonraki aşamada gluten içermeyen diyetle
beslenen hastanın yakınmalarının kaybolması, anemi gibi biyokimyasal
bozuklukların düzelmesi, başlangıçta saptanan antikorların yok olması ve
en erken bir yıl sonra yapılan kontrol biyopsisinde ince barsaktaki
bozukluğun düzeldiğinin gösterilmesi ile hastalığın tanısı doğrulanır
(ESPGHAN kriterleri). Bazen bazı hekim arkadaşlarımızın ince barsak
biyopsisi yapmadan şüphelenilen hastalara glutensiz diyet uyguladığını
ve hastadaki klinik düzelmeyi gözleyerek çölyak hastalığı tanısı
koyduğunu gözlemlemekteyiz. Günümüzde barsak biyopsisi yapılmadan sadece
diyet yanıtına göre çölyak hastalığı tanısı konulması kabul edilemez.
Tanıda şüphe olduğunda veya inek sütü alerjisi, postenteritis sendromu
ve giardiazis benzeri villus atrofisi yapılabilen durumlar söz konusu
olduğunda ayırıcı tanı yapabilmek için gluten provokasyon testi
gerekebilir. Sayılan bu hastalıklar genellikle ilk iki yaşta
görüldüğünden gluten provokasyon testi de ilk iki yaştan önce tanı konan
ve tanıda şüphe olan hastalarda gerekir. Bu testin ilk biyopsiden kısa
süre sonra yapılması önerilmez. Üç yaştan önce yapılırsa dişlerde kalıcı
bozukluklara yol açabilmekte, ayrıca büyümeyi etkileyebilmektedir.
Gluten provokasyon testi çok sıkı takip altında yapılmalıdır. Öncelikle
mukozanın uygulanan glutensiz diyetle iyileşmiş olduğu görülmeli
(biyopsi ile) daha sonra da günde en az 10 gram gluten alınması
sağlanmalıdır. Klinik bulgular yeniden ortaya çıkar çıkmaz veya
laboratuar testleri pozitifleştiğinde yeniden biyopsi yapılarak
barsaklarda tekrar atrofi oluştuğu gösterilerek tanının doğrulanması
sağlanmalıdır.
Çölyak hastalığı nasıl tedavi edilir ? Bugün
için çölyak hastalığının medikal tedavi ile iyileştirilmesi söz konusu
değildir. Medikal tedavi sadece destek tedavisi şeklinde olup anemi
saptananlara demir verilmesi, gereğinde D vitamini desteği veya villus
atrofisine bağlı olarak sekonder laktoz entoleransı gelişen hastalara
bir süre süt ve süt ürünü verilmemesinden ibarettir. Glutenin hastalığın
patogenezindeki rolü anlaşıldığı günden itibaren çölyak hastalığı
tedavisinde glutensiz diyet tedavinin en önemli kısmını oluşturmuştur.
Glutensiz diyette buğday, arpa, çavdar ve yulaf unu içeren her türlü
besin maddesinin yenilmesi yasaktır. Mısır ve pirinç toksik olmayıp
diğerlerinin yerlerine kullanılabilir. Gluten çölyak hastaları için bir
anlamda zehir olarak kabul edilir. Tedavide gluten içeren tüm ürünlerin
diyetten çıkarılması gerekir. Glutenin diyetten çıkarılması ile
hastalığın belirtilerinde kısa süre içinde gerileme gözlenir. İnce
barsaktaki histolojik bozuklukların düzelmesi ise bir kaç aydan önce
olmaz. Eğer iyileşme gözlenmez ise ya diyet tam olarak yapılmamaktadır
ya da hastalığın tanısı yanlıştır. Hastalığın daha iyi tanınması, tedavi
edilmesi ve hastaların dayanışmasını sağlamak amacıyla kurulan ve bizim
de kurucu üyeleri arasında yer aldığımız Çölyakla Yaşam Derneği ile
işbirliği yaparak piyasadaki tüm ürünleri denetleyerek diyet listeleri
oluşturmaktayız. Gluten birçok üründe kullanılan bir maddedir. Örneğin
bir ruj bile gluten içerebilir. Hazır yiyeceklerin hemen hemen hepsinde
gluten maddesi kullanılır. Glutensiz diyet zor bir diyetmiş gibi
görülür. Ancak günümüzde glutensiz un, bisküvi ve ekmek gibi ana
besinler yanında çikolata gibi bir takım ürünler de glutensiz olarak
üretilebilmektedir. İstanbul Belediyesi Halk Ekmek ve Cerrahpaşa Tıp
Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları’nın ortak çalışması ile çölyaklı
hastalar için diyet ekmek üretilmiş ve satışa sunulmuştur. Diğer
taraftan yine Anabilim Dalı’mız ile Eti Firması’nın ortak çalışması ile
ülkemizde ilk kez glutensiz bisküvi üretilmiş ve Eti pronot adıyla
piyasaya verilmiştir. Bunların haricinde çok sayıda firma tarafından
glutensiz un, makarna, gofret, çikolata ve benzeri ürünler piyasaya
verilmiştir. Bu konuda ayrıntılı bilgi Çölyakla Yaşam Derneği tarafından
hastalara sunulmaktadır. Günümüzde tüm çölyaklı hastaların glutensiz
diyete tam olarak uyması ve ömür boyu sürdürmesi gerektiği konusunda
fikir birliği vardır. |