|
Histeri
Histeri
çeşitli organ hastalıklarını taklid eden, mental (zihni) bozukluklarla
kendini gösteren ve çok şekilleri olan bir ruh hastalığı. Yunanca
“histeron” (rahim) kelimesinden kaynaklanan bu rahatsızlığın sebebini
Hippokrates ve çağdaşları rahmin vücutta yer değiştirmesine bağlamışlar
ve “Tota mulier inutero-Bütün kadınlar rahminin içindedir” kavramı
ortaya atılmıştır. Bugün için bu görüş değerini kaybetmiştir.
Histeri hakkında ansiklopedik bilgi Lassegue; “Histerinin
hiçbir tarifi yapılamamıştır ve yapılamayacaktır.” demiştir. Bununla
beraber basit olarak histeriyi şu şekilde ifade etmek mümkündür:
Histeri, şuur altındaki baskılanmış olan doyumsuz isteklerin,
düşüncelerin ve hayallerin aşırı bedeni faaliyetle ifadesine dayanan bir
pisikiyatrik hastalıktır. Histeriye “telkin nörozu” manasına
Pithiatisme de denmiştir. Histerik demek, şehvetine düşkün, sapık,
yalancı kimse demek değildir.
Histerik belirtilerin
çokluğu sebebiyle bu rahatsızlık zihni, bedeni ve organ hastalıklarını
taklid edebilir. Bayılmalarla kendini gösteren şekline “Anksiyete
histerisi”, çeşitli hastalıkları taklid eden tipine “Konversiyon
(dönüştürme) histerisi”, zihni belirtilerle seyreden şekline de
“Disosiyatif histeri” adı verilir.
Bazı histerikler
her zaman aynı belirtiler gösterdikleri halde, bazıları zaman zaman
değişik belirtiler gösterebilir. Bunlar bir dereceye kadar hastaların
sosyal terbiye ve basamakları ile ilgilidir. Aşağı sosyal basamaklarda
daha ziyade organ rahatsızlıkları ve bayılmalar hakimken, kültürlü
kadınlarda karışık psikopatolojik belirtiler şeklinde tezahür eder.
Histeri
genel olarak kadınlarda ve erişkin yaşların erken döneminde görülür.
Erkeklerde, çocuklarda ve yaşlılarda da görülebilir. Sydenham; “Heyecan
sarsıntılarından sonra kişinin kendini koruması için ortaya çıkardığı
belirtilerdir.” demektedir. Bu sebeple bazı yazarlar; “Herkes biraz
histeriktir.” fikrini savunmuşlardır. Sinir sistemi hastalıkları,
çeşitli bedeni ve ruhi kazalar, karasevda, çok sevdiği birinden ayrılma,
mutsuz evlilik, başarısızlıklar, kişinin ruhi dengesine göre değişik
derecede etki yaparlar.
Bayılma nöbetleri:
Histerinin en çok görülen belirtisidir. Hasta bayılmazdan önce boğazda
bir baskı hissi ve tıkanma olur. Bu esnada çarpıntı, bulantı-kusma,
kulak çınlaması, yüzde ateş basması, şakakta zonklamalar, göz
kamaşmaları olabilir. Bayılmadan önce ve sonra kahkaha şeklinde gülme
veya kısa ağlamalar olabilir. Hasta bayılırken yer seçer, daha doğrusu
hasta ateş, su gibi tehlikeli yerlere düşmez. Bazan da sara hastalığının
belirtilerini andıran şuursuzluk devreleri ortaya çıkar. Bayılma
nöbetinin belirli bir süresi yoktur. 15 dakikadan birkaç saate kadar
sürebilir. Nöbetin bitimi anidir ve hasta uykudan uyanır gibi aniden
kalkar. Sonunda ağlamalar ve gürültülü gülmeler olabilir. İdrar açık ve
bol miktarda çıkar. Bazı hastalarda bayılma olmamasına karşı diğer
belirtiler bulunabilir.
Histerik
bayılmalarda şur kaybı yoktur. Hasta görür, işitir fakat iradesiz
olarak yerinden kalkamaz. Sorulanlara cevap veremez. Ayrıca hasta
uyanınca geçirdiği hali hatırlayamaz.
Felç ve istek dışı hareketler:
Felçler vücudun herhangi bir yerinde olabilir. Uyuşukluk ve felçli el
veya ayakta titremeler olabilir. Kaslarda sertleşme teşekkül edebilir ve
hasta yürüyemez. Boynun bir tarafa tutulması sık görülür. Çeşitli
tikler ve kas kasılmaları meydana gelebilir.
Hastalık taklidi:
Şahısta bazan bütün iç organ belirtileri birleşerek çeşitli hastalıklar
taklid edilebilir. Bunlar arasında yalancı safra kesesi iltihabı,
yalancı apandisit, yalancı karın zarı iltihabı, yalancı menenjit ve
hatta yalancı gebelik bile bulunabilir. Bazan, sağırlık, koku alamama,
konuşamama, görme bozuklukları, uyuşmalar, sık sık hava yutma, boğazda
düğümlenme duygusu, hıçkırma, kusma nöbetleri, histerik öksürmeler,
öğürmeler, geğirmeler dahi ortaya çıkabilir.
Ağrılar:
Bedenin her yerinde olabilir. En çok karşılaşılanlar, başağrıları, yüz
ağrıları, karın ağrıları ve sırt ağrılarıdır. Bu ağrıların özelliği
hasta tarafından çok abartılarak anlatılması, hiçbir hastalığın
bulunamaması ve ağrı kesici diye verilen etkisiz maddelerle ağrının
geçmesidir.
Zihni belirtiler:
Bu belirtiler arasında dalgınlık, aşırı uyuma, çok kişilikli karakter
sahibi olma ve hafıza bozuklukları sayılabilir. Şahsın heyecan, korku,
gürültüyle ve düşünceyle başlayan uyku krizi tipiktir. Normalde zor
durulan bir pozisyonda saatlerce durabilir. Çok kişilikli olma hali ise
ortaçağdan beri çeşitli yazarların roman ve tiyatrolarına konu olmuş bir
husustur.
Bu
rahatsızlık, “yeniden dünyaya gelme, tenasüh” fikrini çürütmektedir.
Bir ruhun beden öldükten sonra başka bir beden içerisine girmesini İslam
dini reddeder. Bazı dar görüşlüler, bu hastalıkta görülen birden fazla
karakterli olmayı, tenasüh fikrini isbatta kullanmaktadırlar. Halbuki
çok kişiliklilik, ruhun rahat ve huzur bulamadığı bir karakterden, huzur
bulacağını sandığı bir karaktere geçme çabasıdır.
Histerinin
tedavisinde iki yönlü bir program yürütülür. Kişilik bozukluğunun
giderilmesi ve vücud rahatsızlıklarının tedavisi. Çok şiddetli vakalarda
psikiyatrik tedaviden pek istifade edilemez. Tedavinin başarısını
değerlendirirken kişinin aile ve günlük faaliyetlere uyumu gözönüne
alınır.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi Histeri Tıp tarihinde, histeri
kadar üzerinde çok tartışılan, doktorlar tarafından güç tanımlanan ve
sık rastlanan çok az durum vardır. Niteliği konusunda sayısız
tahminlerde bulunulmuştur; histeriye "nozolojinin alaycı kuşu" adı
verilmiş ve her kuşağın tıp adamları, mesleğin daha zeki üyelerini
umutlandıran patojenez teorilerinin ileri sürüldüğünü görmüşlerdir.Ancak
histeri adı verilen daha spesifik bir durum için bugün delil niteliği
taşıyan bütün bu aktivite bize çok az bilgi sağlamıştır. Aslında, ne
ikizlerde yapılan incelemeler, ne gözlem incelemeleri, ne de klinik
incelemeler, bir bütün olarak histeri kavramını desteklememektedir.
Bunlar daha ziyade, histerik semptomların herhangi bir psikiyatrik
durumda, özellikle depresyonda ya da dayanılmaz bir stress''e karşı bir
tepki olarak belirebileceğini işaret etmektedir.
Histerik
"semptomlar" hastanın gerçekliği yenememesi ve bu başarısızlığından
doğan çatışmayı, aslında gerçeğe uygun olmasa bile, hastanın gerçek
kabul ettiği bazı düşünceler yoluyla ("dissosiyasyon") çözümleme
çabasından ortaya çıkar. Hastanın, temeldeki çatışmayla ilgili
anksietesinin histerik bir semptoma "dönüştüğünden" söz edilir; bu
semptom genellikle "ikinci derecede bir çıkar amacı" taşır; örneğin,
anksiete yaratan durumdan kaçınma. Bir örnek vermek gerekirse, bir adam
ne zaman işe gitse, başka bir erkek eve geliyor ve karısıyla
sevişiyordu. Bu duruma katlanamayan adamın bacaklarında, evde kalmasını
gerektiren histerik bir parezi gelişti. Bazen ise, hasta bu bozukluğa
karşı gerekli endişeyi göstermez (belle indifference), ama bugün
genellikle bunun tersi olan durumla karşılaşılmaktadır. Semptomlar:
1. Hafıza bozuklukları:
Bu gerçek ve tam bir hafıza kaybı değil, yalnızca kişisel olaylara
ilişkin yarım hatırlamaya da bazen kimliği unutma biçimindeki bir hafıza
kaybıdır. 2. Bilinç bozuklukları: Hastanın çok kere dayanılmaz bir durumdan kaçmaya çalıştığı füg durumu, bu tip bozuklukların en sık rastlanan biçimidir. 3. Zekâ bozuklukları: Örneğin psödo-demans yada ender görülen Ganser sendromu. 4. Hareket bozuklukları:
Somatik kaslardan herhangi birinde histerik paraliz gelişebilir. Diğer
tezahürler arasında tremorlar, yürüyüş bozuklukları, disfoni ve histerik
konvülsiyonlar vardır. 5. Algı bozuklukları: Bu,
genellikle ciltte bir duyu kaybıdır, ama histerik körlük ve sağırlığa da
sık rastlanır. Erkeklerin kadınlar için kullandıkları histerik kişilik
teriminden genellikle erkeklerden çok kadınlar için söz edilir. Dikkat
çekme isteği, canlılık, egorstlik, bağımlılık ve aşırı emosyonel tepki
eğilimi gibi karakter özellikleri ile histerik kişilik arasında ilişki
kurulmuştur. Nitekim, bu kişilik özelliklerini en iyi tanımlayan terim
"histrionik" terimidir. Kuşkusuz, histerik semptom gösteren hastaların
yalnızca ufak bir azınlığı bu kişiliğe sahiptir.
Geçmişte
kafa travması ya da santral sinir sisteminde organik hastalık,
hastalarda histerik semptomlara, özellikle amnezi ve füg durumlarına
karşı predispozisyon yaratmaktadır.
Yukarıda
belirtildiği gibi, şiddetli bir stres ya da çatışma histerik
semptomları presipite edebilir ve muhtemelen hepimizde histerik semptom
geliştirme kapasitesi latanttır. Öte yandan, kültürel faktörler de rol
oynar ve ilkel toplumlarda insidans çok yüksektir.
Histerik
semptomlar herhangi bir psikiyatrik hastalığa da eşlik edebilirler. Bu
durum özellikle depresyon için geçerlidir. Yakın zamanlarda yapılan bir
araştırmada temelde depresyonlu hastaların üçte birinde histerik
semptomların mevcudiyeti ortaya konmuştur.
Tedavi,
temeldeki etkenin tedavisidir, ama yeni başlayan vakalarda genel durum
olumludur. Bunlardan yaklaşık üçte ikisi on iki ay sonra semptomlarından
kurtulurlar. Geri kalan üçte biri daha karamsar bir tablo gösterir ve
beş yıl sonra tüm grubun dörtte biri hâlâ semptomlardan mustariptir,
Yıllar geçtikçe, konversiyon histerisi teşhisi koyulan birkaç vakada ya
şizofrenik yahut manik depressif psikozlar ya da epilepsi gelişir. Özet
olarak, histeri dikkatli ve tedbirli davranmayı gerektiren bir
teşhistir. Hangi terim kullanılırsa kullanılsın, bunun anlamı kesin
olarak anlaşılmalı ve hastanın gösterdiği klinik tabloya tutarlı olarak
uygulanabilmelidir. ICD sınıflandırması, histerik nevrozu iki alt gruba
ayırır-dissosiyatif durumlar ve konversiyon fenomenleri. Ayrıca histerik
kişilik bozukluğu da tanımlanmıştır. Bunlardan her biri, basit ve
anlaşılabilir terimlerle tanımlanmıştır; böyle bir tanımlama herkesi
memnun kılmayabilir, ama böyle bir uluslararası sınıflandırma sistemine
bağlı kalmaya çalışılmanın da yararı unutulmamalıdır.
Hastalıkla ilgili bilgiler Konversiyonun kelime anlamı döndürmedir.
Konversiyon bozukluğu,
altta yatan organik bir neden bulunmaksızın ortaya çıkan, bayılma, felç
olma ve duyu kaybı gibi nörolojik belirtilerdir. Hastalar sorunlarının
ruhsal olduğunun farkında değildir ve istemli olarak bu belirtileri
kontrol edemezler, yani belirtiler bilinçli olarak ortaya çıkmaz.
Konversiyon bozukluğu çok eski çağlardan beri bilinmektedir. Halk
dilinde histeri olarak geçer. M.Ö. 400 yıllarında Mısırlılarda bu
hastalığın belirtileri tanımlanmış ve nedeninin beden içinde dolaşan
rahim olduğu ileri sürülmüştür. Konversiyon terimini ilk kullanan
Freud’dur. Freud’a göre bilinç dışında bastırılmış ve rahatsızlık veren
düşünceler döndürme mekanizmasını kullanmak suretiyle bu hastalığa neden
olmaktadır. Bu hastalık kişinin ruhsal sıkıntısının beden diliyle ifade
edilmesi olarak ta yorumlanabilir.
Nedenleri nelerdir?
Konversiyon
tepkisinin neden ortaya çıktığı tam olarak bilinmemektedir. Bu konuda
ortaya atılan teorilerden bazıları şunlardır: psikanalitik teoriye göre
konversiyon bilinç dışı çatışmaların neden olduğu sıkıntı sonucu ortaya
çıkar. Başka bir teoriye göre kişi çevresi ile sözel iletişim kuramadığı
durumda sıkıntısını beden dili ile ifade eder. Ortaya çıkan belirtinin
anlamı “ben ruhsal olarak çok sıkıntıdayım, çok acı çekiyorum, bunu
görün ve bunu önemseyin” şeklinde yakınlarına uyarıda bulunmaktır. Bu
anlamın yanında yakınlarına istediğini yaptırmak, kontrolü ele geçirmek
amacını da güdüyor olabilir.
Bazı
bedensel hastalıklar sonucunda bu belirtiler ortaya çıkabilir. Yatkın
olan kişilerde ağır bedensel hastalıkları takiben konversiyon veya
somatizasyon belirtileri görülebilir. Anne, baba, büyükanne ve büyükbaba
gibi yakınların ölmesi, anne ve babanın boşanması veya ayrılması gibi
durumlarda kişilerde bir yakınının ölmesi gibi yas tepkisi ortaya çıkar
bu yas tepkisi normal sürecini tamamlayıp çözülmediği zaman konversiyon
bozukluğu ve diğer ruhsal bozuklukların görülme olasılığı artmaktadır.
Bu
belirtilerin ortaya çıkması ile hastalarda birincil ve ikincil kazanç
elde edilmesi söz konusudur: birincil kazanç hastanın ruhsal
sıkıntısından kurtulması, ikincil kazanç ise zor bir durumdan hastalığı
sayesinde kurtulma veya hasta olduğu için bazı haklar elde etmesidir.
Ortaya
çıkan belirtilerin sembolik anlamları olabilir. Örneğin görmemesi
gereken bir olaya tanık olan bir çocukta körlük veya işitmemesi gereken
şeyleri işiten bir yetişkinde psikolojik sağırlık gelişebilir. Eski Türk
filmlerinde sıkça gördüğümüz ani gelişen ve kendiliğinden iyileşen
körlük ve sağırlıklar genelde bu türdür. Bu bozukluklarda ortaya çıkan
belirtiler aile üyelerinde, yakın akraba ve komşularda görülen
belirtileri taklit edebilir. Örneğin okul arkadaşında sara olan ve
arkadaşının sara nöbetine tanık bir çocukta konversiyon bozukluğu
olduğunda sara benzeri bayılmalar görülebilir. Annesinde psikolojik
kökenli bayılma olan kız çocuklarında bayılma sıktır. Yine ailenin en
küçük kız çocuğunda daha sık bu tür bayılmalar görülmektedir. Yapılan
araştırmalarda bu hastaların yarısından fazlasında depresyon olduğu
görülmüştür. Yine kişilik bozukluğuna sıklıkla rastlanmaktadır.
Belirtiler nelerdir?
Belirtiler
genelde nörolojik hastalıkları taklit eder, nörolojide görülen bütün
belirtiler psikolojik nedenlerle de ortaya çıkabilir. Belirtiler genelde
şiddetlidir ve hastanın günlük işleri yapmasında sorunlar ortaya
çıkarır. Belirtilerin uzun süre devam etmesi hastanın kol ve
bacaklarında kaslarda erime ve yapışıklık gibi sorunlar ortaya
çıkarabilir. En sık görülen belirtiler şunlardır: • Bayılma, sara
benzeri nöbet geçirme: genelde kalabalığın olduğu yerlerde bayılma
görülür. Hastalar tek başına iken bayılma pek olmaz. Bayıma sırasında
kendini yaralama ve bilinç kaybı pek görülmez. Bayılma genelde uzun
sürelidir. Hasta çevrede olanları duyduğunu ancak yanıt veremediğini,
tüm bedenini felç olmuş gibi hissettiğini belirtir. Hastalar genelde
ağlayarak kendine gelir. Kendine gelirken saldırgan davranışlarda
bulunma saçını, yüzünü yolma gibi taşkınlık belirtileri görülebilir. •
Bedenin herhangi bir yerinde uyuşma veya hiçbir şey hissedememe;
genelde kol ve bacakta görülür. Nörolojik muayenende organik bir neden
bulunamaz ve uyuşan bölge nörolojik kökenli duyu kayıplarından
farklıdır. • Körlük: sıklıkla tek gözün görmemesi, iki gözde körlük,
tek gözde tüp şeklinde görme bozukluğu olabilir. Göz muayenesi
normaldir. • Konuşamama, hastalar kısık sesle konuşabilir. Konuşamamayı açıklayacak organik bir neden bulunamaz. •
Bedenin herhangi bir yerinin hareketinde azalma veya tamamiyle felç
olması (kol, bacak veya tüm bedenin felç olması olabilir): hasta bedenin
herhangi bir yerinde kuvvet azlığından yakınır. Kuvvet azlığı veya
kaybı genelde kol ve bacaklardadır. Nörolojik muayenede kuvvet azlığını
açıklayacak bir bulguya rastlanmaz. Bazen felç bir koldan diğerine geçip
yer değiştirebilir. • Bedenin herhangi bir yerinde titreme (tremor)
veya istemsiz beden hareketleri görülebilir. Bu hareketlerin nörolojik
kökenli hareket bozukluklarından ayrılması gerekir. • Duruş
bozuklukları: hastalar ayakta duramaz ve yürüyemezler, özellikle
izlendiklerini anladıklarında belirtilerde artma görülür. Bazen duruş ve
yürüyüşün normale döndüğü sonra tekrar bozulduğu görülebilir.
Hastalar
genelde hastalıklarına karşı kayıtsızdır. Güzel aldırmazlık (la belle
indiffence) hastalığın önemli belirtilerinden biridir. Hasta
belirtilerinden bahsederken sanki başkasının hastalığından söz ediyormuş
gibi kayıtsız kalmaktadır.
Belirtiler
genelde bedenin sol tarafındadır. Her türlü ruhsal rahatsızlığın
beraberinde bu hastalık görülebilir, nadir de olsa şizofreni
hastalarında da görülebilmektedir. Nörolojik tanının olması durumunda
yine bu tanı konamaz. Altta yatan bedensel bir hastalık varsa bu
belirtiyi açıklıyorsa konversiyon bozukluğu veya somatizasyon tanısı
konamaz. Belirtilerin ruhsal sıkıntı ile ilgili olduğu gösterilmelidir.
Alkol ve madde kullanımına bağlı ortaya çıkan belirtiler konversiyon
bozukluğu olarak tanımlanamaz. Belirti sadece sürekli ağrı ise
konversiyon bozukluğu olarak tanımlanamaz. Yine belirtinin bilinç dışı
olması gerekir. Eğer belirti hastanın kendi istemi ile ve bilinçli
olarak ortaya çıkıyorsa başka ruhsal hastalıktan söz edilir.
Sıklığı nedir?
Batı ülkelerinde nadir görülen bir hastalık olmasına rağmen yurdumuzda sık rastlanmaktadır.
Toplumda
ne sıklıkta olduğu tam olarak bilinmemektedir, ancak kadınlarda
erkeklere oranla 2-3 kat fazla görülmektedir. Her yaşta görülebilir,
çocuklarda da nadiren görülebilir, sıklıkla ergenlik ve gençlik
döneminde ortaya çıkmaktadır. 10 yaşın altında ve 35 yaşın üstünde
seyrek görülmektedir. Ancak araştırmalar 50-60 yaşları arasında
hastalığın görülme oranının tekrar arttığını göstermektedir. Çocuklarda
dayak ve cinsel taciz hastalığın görülme oranını artırmaktadır. Yine
anne ve babasında ağır bedensel hastalık veya ağrı şikayeti olan
çocuklarda hastalığın görülme oranı artmaktadır. Düşük sosyoekonomik
seviyede, eğitim düzeyi düşük ve ekonomik durumu zayıf kişilerde daha
sık rastlanmaktadır.
Ayırıcı tanı için yapılması gereken tetkikler nelerdir?
Tanı
konabilmesi için ayrıntılı fiziksel muayene ve gerekirse kan tahlili,
EEG, röntgen veya tomografi gibi ileri tetkiklerin yapılması şarttır.
Bazı araştırmacılar hastalığın pekişmesini önlemek için ayrıntılı tetkik
yapılmasını önermemektedir. İlk yapılması gereken ayrıntılı öykü
almaktır. Belirtiye göre yapılması gereken tetkike karar verilir.
Örneğin bayılma yakınması olan bir hastaya EEG çekilmesi ve kan
tahlillerinin yapılması gerekir. Gözleri görmeyen bir hastada göz
muayenesi, gerekirse bilgisayarlı tomografi veya MR gibi ileri tetkikler
yapılabilir. Tanı konmadan önce belirtiye göre hastanın nöroloji
uzmanı, göz uzmanı, KBB uzmanı gibi değişik uzmanlık alanları tarafından
değerlendirilmesi şarttır. En son danışılması gereken yer
psikiyatridir.
Tedavi nasıl yapılır?
Hastalar
sıklıkla stres yaratan bir durumu takiben gelişen bayılma, dil
tutulması gibi yakınmalarla acil servislere başvururlar. Bu yakınmalarla
başvuran hastalarda belirtiler aksi ispat edilene kadar nörolojik bir
hastalık olarak görülmelidir. Hastanın ayrıntılı öyküsü alınmalı,
nörolojik ve fiziksel muayenesi yapılmalı gereken radyolojik ve
biyokimya tetkikleri tamamlanmalıdır. Organik bir neden bulunmadığı
taktirde ortaya çıkarıcı stresör öyküsü ile birleştirerek psikiyatri
hekimine danışılmalıdır. Organik bir hastalık bulunmadığında psikiyatrik
hastalık olduğu düşünülüyorsa tedavisi acil değildir. Acil serviste
psikiyatrik tedavi bu hastalar için söz konusu değildir. Tedavi atağı
takiben poliklinik şartlarında gerçekleştirilir. Bu hastalarda
hastalığın pekişmesini önlemek amacıyla ailenin ve çevrenin dikkat
etmesi gereken bazı noktalar vardır. Kişinin iradesi dışında gelişen bu
hastalık hastaya bazı kazançlar getirmektedir. Hasta bu hastalık
sayesinde yapması gereken bazı yükümlülüklerden kurtulabilmekte veya
bazı haklar elde edebilmektedir. Bu tür kazançlar hastalığın
pekişmesine, tekrarlamasına sebep olmaktadır. Bu da tedaviyi
güçleştirmektedir. Yapılması gereken hastaya hastalığı nedeniyle bazı
haklar tanımamak ve hastalık öncesi nasıl davranılıyorsa aynı tutumu
devam ettirmektir. Stres sonrası bayılan ve bunun psikolojik kökenli
bayılma olduğu doktor tarafından onaylanan bir hasta aile ortamında
bayıldığında onu sakin bir odaya alıp yalnız bırakmak hastaya daha iyi
gelecektir. Yurdumuzda bu tür hastalara soğan koklatılır, kolonya ile
elleri ve yüzü ovulur, çevredeki herkes hastanın başına toplanır. Bu
hastaya yardımcı olmak yerine stresini daha da artırmaktan başka işe
yaramaz. Tedavinin kısa sürede başarıya ulaşması için ailenin doktorla
işbirliği içinde olması şarttır.
Değerlendirme
sonrası ilaç tedavisi, psikoterapi önerilebilir. Bazı hastalarda
belirtiyi yorumlamak ve ortadan kaldırmak amacıyla hipnoz denenebilir.
Ancak altta yatan sorun düzeltilmediği sürece bir belirti hipnozla
ortadan kalksa da yerini başka bir belirti alacaktır.
Klinik seyir nedir?
Bu belirtiler nedeni ile hastaların aile, iş ve sosyal yaşamlarında sorunlar ortaya çıkar ve performanslarında düşme görülür.
Pek
çok hastada belirtiler zamanla kendiliğinden kaybolur. Belirtilerin
kolayca ortadan kalkabilmesi için öncelikle hastanın ikincil
kazançlarının ortadan kaldırılması gerekir. Örneğin psikolojik kökenli
bayılması olduğu için evde iş yaptırılmayan, her istediği yerine
getirilen bir genç kızda belirtinin kolayca ortadan kaldırılması
beklenemez. Bu hastalarda hastalığın kalıcı olmaması için hastalığın
hastaya kazanç sağlamasını önlemek gerekir, bunun en iyi yolu da
hastalık öncesi hastaya nasıl davranılıyorsa aynı şekilde devam
etmektir. Tedavide ailenin doktorla işbirliği içinde olmasının tedavinin
başarısı açısından büyük önemi vardır. Belirtilerin aniden ortaya
çıktığı durumlarda, o dönemde kişi ağır stres altında ise ve belirtiler
bu nedenle ortaya çıkmışsa, altta yatan başka psikiyatrik hastalık veya
bedensel hastalık yok ise sonuç genelde iyidir. Hastaların %25 inde ise
tedaviye rağmen belirtiler devam edebilir. Konversiyon hastalarının
1/3’ünde bayılma belirtilerinin yanında bedensel belirtiler de olur ve
bu belirtiler somatizasyon bozukluğu olarak adlandırılır. |