|
Kısırlık (Kadın) İntrauterin
inseminasyon kadının yumurtlama döneminde erkekten alınan spermlerin
dışarıda belli işlemlerden geçirildikten sonra anne rahmine
verilmesidir. Bu işlem öncesinde anneye bazı ilaçlar verilerek
yumurtlama sağlanabileceği gibi, doğal adet döneminde de yapılabilir Kısırlık (kadında) hakkında ansiklopedik bilgi İntrauterin İnseminasyon (IUI) veya Aşılama ne demektir?
İntrauterin
inseminasyon kadının yumurtlama döneminde erkekten alınan spermlerin
dışarıda belli işlemlerden geçirildikten sonra anne rahmine
verilmesidir. Bu işlem öncesinde anneye bazı ilaçlar verilerek
yumurtlama sağlanabileceği gibi, doğal adet döneminde de yapılabilir 19 Agustos 105, Cuma
IVF ve ICSI nedir?
In vitro fertilizasyon veya tüp
bebek kadından alınan yumurtalarla, erkekten alınan spermlerin dışarıda
laboratuvar ortamında birleştirilmesi ve döllenme gerçekleştikten belli
bir süre sonra anne rahmine yerleştirilmesidir. İntrasitoplazmik sperm
enjeksiyonu (ICSI) veya mikroenjeksiyon ise erkekten alınan spermlerin
direk olarak yumurtanın içerisine enjekte edilmesi ve yine döllenme
gerçekleştikten belli bir süre sonra tekrar anne rahmine
yerleştirilmesidir.
Kimlere Uygulanır?
Tüp bebek ilk defa 1978 yilinda
Edward ve Steptoe tarafindan Ingiltere’de uygulanmistir. Baslangiçta
tüpleri tikali olan hastalar için düsünülmüs olan bir yöntem olarak
uygulama alanina konmakla birlikte, bugün birçok hasta grubunun
tedavisinde basariyla kullanilmaktadir. Simdi tüp bebek yönteminin
uygulanabildigi hasta gruplarini kisaca gözden geçirelim:
1. Tubal faktör:
Tubal faktör genel olarak tüplerin tıkalı olması veya tıkalı olmamakla
beraber normal olarak fonksiyon göstermemesidir. Tüplerin açıklığının
belirlenmesi için başlangıçta histerosalpingografi adı verilen rahim
filmi çekilir. Ancak bu filmde tüplerin açık olması her zaman tüplerin
normal olduğunu göstermeyebilir. Tüp ile çevre dokuları arasındaki
yapışıklıklar veya tüp içerisindeki dokuların daha önce geçirilen
enfeksiyonlar veya cerrahi girişimler nedeniyle azda olsa zedelenmesi,
tüpler açık olmasına karşın, normal olarak fonksiyon göstermesini
engelleyebilir. Bu nedenle tüplerin durumunu tam olarak
gözlemeleyebilmek için bazen laparoskopi gibi endoskopik tanı
yöntemlerine gereksinim duyulabilir. Tüplerdeki tıkanıklığın yerine ve
hasta yaşına bağlı olarak cerrahi şansı verilebilir. Özellikle daha önce
tüpleri bağlanmış hastalarda cerrahi tedavi sonrası normal yollardan
gebe kalabilme oranı oldukça yüksektir. Ancak tüp tahribatı fazla olan
hastalarda ve tıkanıklığın tüpün rahimden uzak olan bölümünde olması
durumunda cerrahi ile başarı şansı düşüktür ve tüp bebek uygulaması daha
uygundur. Ayrıca hasta yaşının ileri olduğu hastalarda cerrahi ile
zaman kaybedilmesi yerine direk olarak tüp bebek uygulanması daha
uygundur. Daha önce iltihabi bir nedenle tüplerinde tıkanıklık saptanan
bazı hastalarda ultrasonografide veya laparoskopi sırasında tüplerin
içinde sıvı birikimi olduğu görülebilir. Hidrosalpenx adı verilen bu
durumda tüp bebek uygulamadan önce tüplerin ameliyatla alınmasının
gebelik oranını artırdığı bildirilmektedir. Bu nedenle bu grup
hastalarda tüp bebek uygulamadan önce laparoskopik yolla tüplerin
alınması önerilmektedir.
2. Endometriozis:
Endometriozis rahim iç tabakasında bulunan ve her ay adet kanamasına
neden olan dokunun rahim dışında bir yere yerleşmesi olarak
adlandırılır. Endometriozisin en çok yerleştiği dokulardan en önemlisi
yumurtalıklardır. Yumurtalıklara yerleşen endometriozis bazen çukulata
kisti adı verilen kistlere neden olabilir. Endometriozis genel olarak
hastalığın yaygınlık durumuna göre 4 evrede incelenmektedir. Erken
evrelerde çocuk olmasını nasıl engellendiği bilinmemekle birlikte, ileri
evrelerde daha çok hastalığa bağlı olarak üreme organlarında oluşan
yapışıklıklar ve tahribatlar nedeniyle gebelik gerçekleşmemektedir.Erken
evre hastalarda direk gözlem ile veya aşılama ile çiftlerin bir
bölümünde gebelik görülebilir. Yine ileri evre hastalarda cerrahi
girişimle hastaların bir bölümü tedavi edilebilir. Belli bir gözlem
süresi, cerrahi tedavi veya aşılama ile başarı sağlanmayan hastalarda
son tedavi seçeneği olarak tüp bebek uygulanmaktadır.
3. Yumurtlama Bozuklukları:
Bilindiği gibi kadınlarda genellikle her ay yumurtalıklardan bir
yumurta atılır. Ancak bazı hastalarda yumurtlama olayı seyrek olabilir
veya hiç olmayabilir. Bunun en klasik örneği “polikistik over sendromu”
adı verilen hastalıktır. Burada hastalarda yumurtlama seyrektir veya hiç
gerçekleşmez, vücutta tüylenme olabilir, aşırı kilo alımı ve kısırlık
görülebilir. Bu grup hastalarda eğer erkekte bir anormallik yoksa ilk
tedavi seçeneği yumurtalıkların uyarılması ve uygun dönemlerde cinsel
ilişkidir. Hasta gebe kalamamışsa aşılama ve son tedavi seçeneği olarak
tüp bebek uygulamasına kadar gidilebilir.
4. Erkek Faktörü:
Çocuk sahibi olamama nedenlerinin yaklaşık % 50’sini erkeğe bağlı
nedenler oluşturmaktadır. Bu nedenle çocuk sahibi olma isteği ile
başvuran hastalarda ilk yapılması gereken tetkik sperm analizidir. Genel
olarak sperm sayısının en az 20 milyon/ml, hareketinin en az % 50 ve
normal şekilli sperm oranının Dünya Sağlık Örgütü Kriterleri’ne göre en
az % 50 ve Kruger kriterlerine göre en az % 4 olması normal olarak kabul
edilmektedir. Bu değerlerin herhangi birisindeki bozukluk normal
yollardan bebek sahibi olunmasını zorlaştırabilir. Sperm sayı ve
kalitesinde hafif bir bozukluk varsa öncellikle 4-6 ay aşılama
denenebilir. Başarı sağlanmayan hastalarda direk olarak mikroenjeksiyon
uygulanmaktadır. Ayrıca sperm sayı ve bozukluğu hafif olsa bile kısırlık
süresi uzun ise aşılama yapılmadan direk olarak mikroenjeksiyona
geçilebilir. Sperm sayı ve kalitesinde ileri derecede bozukluk olan
hastalarda direk olarak mikroenjeksiyon uygulanmaktadır. Bazı hastalarda
hiç sperm görülmeyebilir. Azospermi adı verilen bu durum sperm
kanallarındaki bir tıkanıklığa veya testislerde sperm yapımındaki bir
bozukluğa bağlı olabilir. Neden ne olursa olsun azospermide
mikroenjeksiyon en iyi tedavi yöntemi mikroenjeksiyondur. Normal tüp
bebek uygulaması ile başarı şansı çok düşüktür. Bu hastalarda PESA,
MESA, TESA veya TESE adı verilen işlemlerle elde edilen spermlerle
yumurtalar enjekte edilir ve döllenme sağlandıktan belli bir sonra elde
edilen embryolar transfer edilir.
5. Servikal Faktör:
Çocuk sahibi olamayan çiftlerde nedenlerin % 5 ile % 10’nu rahim ağzına
ait faktörler oluşturur. Bu o bölgededeki bir enfeksiyon, anatomik
bozukluklar v.b olabilir.
6. Açıklanmayan İnfertilite:
Çiftlerin % 10-15’nde çocuk sahibi olmaya engel olabilecek herhangi bir
neden bulunamaz. Bu çiftlerde rutin olarak yapılan tetkiklerde bir
neden bulunmamasına karşın, detaylı tetkiklerde bir bölümünde neden
açıklanabilir, ancak bu tedavideki tutum konusunda büyük bir değişikliğe
yol açmaz. Bu grup hastalarda ilk tedavi seçeneği yumurtalıkların
verilen ilaçlarla uyarılması sonrası aşılamadır. Aşılama ile 4 ay başarı
sağlanmayan hastalarda mikroenjeksiyon uygulanmaktadır. Yine evllik
süresi uzun olan hastalarda aşılama yapılmadan direk olarak
mikroenjeksiyona geçilebilir.
7. İmmünolojik İnfertilite:
Çiftlerin bir bölümünde çocuk sahibi olamamanın nedeni eşlerden
herhangi birinin bağışıklık sistemindeki bir bozukluk olabilir. Örneğin
kadın erkek spermini tahrip eden antikor adı verilen maddeler üretebilir
veya erkek kendi spermini tahrip eden antikorlar üretebilir. Ancak
bağışıklık sistemindeki bu bozukuluklar ile çocuk sahibi olamama
arasındaki ilişki henüz kesin olarak ortaya konamamıştır. Bu hastalarda
da ilk tedavi seçeneği aşılamadır. Başarı sağlanmayan hastalarda
mikroenjeksiyon uygulanmalıdır.
Tüp Bebek veya Mikroenjeksiyon Uygulamasının Basamakları 1.Başvuru 2.Muayene ve tedavi protokolünün belirlenmesi 3.Yumurtalıkların verilen ilaçlarla uyarılması 4.Yumurtaların toplanması 5.Embryo transferi
1. Başvuru: Tüp
bebek veya mikroenjeksiyon uygulaması için öncellikle hastaneye
başvurmak gerekmektedir. Bu sırada hastadan geniş olarak öykü alınır,
işlemin uygulama aşamaları, maliyeti, tedavinin riskleri ve tedavi
sonuçları konusunda bilgi verilir.Ayrıca daha önce yapılan tetkikler
incelenip, eksik tetkikler istenir.
2. Muayene:
Muayene sırasında hastanenin rahim ve yumurtalıkları değerlendirilip,
tedavi için uygun olup, olmadığına karar verilir. Ultrasonografide
yumurtalıkların görünümü bize tedavide nasıl yanıt alabileceğimiz
konusunda önemli bilgiler sağlamaktadır ve beklenen yanıta bağlı olarak
tedavi protokolü belirlenmektedir. Ayrıca embryo transfer aşamasında
hangi kateterin kullanılacağı bu muayene sırasında önceden denenmekte ve
dolayısı ile transfer işlemi daha kolay hale getirilmektedir.
3. Yumurtalıkların
Uyarılması: Tedavinin en önemli basamağını oluşturmaktadır.
Yumurtalıkların uyarılması sırasında hastaya hangi tedavi rejiminin
uygulanacağı, hasta yaşı, ultrasonografide yumurtalıkların görünümü,
hormon sonuçları ve daha önce tüp bebek uygulanmış hastalarda bir önceki
dönemdeki tedavi yanıtına göre belirlenir. Genel olarak uygulanan
tedavi protokolleri şunlardır:
Kısa Protokol:
Burada hastaya adetinin 1. günü GnRH analoğu (Suprecur, Suprefact,
Suprefact proinjection, Lucrin, Decapeptyl, Zoladex) başlanır ve
tedavinin 3.günü gonadotropinlere (Humegon, Pergonal, Metrodin,
Metrodin-HP, Follegon, Puregon, Gonal-F) geçilir. Yumurtalıklarda
follikül adı verilen ve içinde yumurta olduğu kabul edilen küçük kistler
belli bir büyüklüğe eriştikten sonra ve hormon seviyelerine göre hem
GnRH analoğu, hemde gonadotropinler kesilir ve yumurta çatlatma iğnesi
adı verilen hCG preparatı (Pregnyl, Profasi) verilir. Yumurta çatlatma
iğnesi yapıldıktan 36 saat sonra yumurtalar toplanır ve toplama
işleminden 2 ile 5 gün sonra embryo transferi yapılır. Embryo
transferinin yapılacağı gün embryo sayısı, kalitesi ve hastanın daha
önce denemesi olup olmamasına bağlı olarak değişiklik gösterebilir.
Uzun Protokol: En
çok uygulanan tedavi yöntemidir. Burada adetin 20-21. günlerinde GnRH
analoğu başlanır, ve bir sonraki adetin 3.günü gonadotropinlere
başlanır. Yine hormon durumuna göre ve folliküller belli bir büyüklüğe
ulaştıktan sonra hCG yapılır. Ondan sonraki tedavi aşamaları yukarıdaki
gibidir.
Stop GnRH Protokolü:
Bu tedavi rejiminde uzun protokolde olduğu gibi adetin 20-21.günleri
GnRH analoğu başlanır ve bu ilaç adetin 1.günü kesilir. Adetin 3.günü
gonadotropinlere başlanır. Tedavinin daha sonraki aşmaları yukarudaki
protokollerle aynıdır.
Sadece Gonadotropin Verilmesi:
Bu tedavi rejimi yumurtalık yanıtı oldukça düşük olan ve daha önce
yumurtalıkları uyaran hormonların beyinden salgılanmamasına bağlı olarak
hiç adet görmeyen hastalarda uygulanır. Bu tedavi rejiminde hiç GnRH
verilmeden direk olarak adetin 3.günü gonadotropinlere başlanır.
Tedavinin daha sonraki aşamaları yukarıdaki rejimlerle aynıdır.
CC-hMG Protokolü:
Burada gonadotropinler yine yumurtalıkları uyaran haplarla (Klomen,
Gonaphene) ile birlikte kullanılır. Adetin 3.günü haplara başlanır ve
2-3 gün sonra gonadotropinlere başlanır.
4. Yumurtaların Toplanması:
Yumurtalar olgun hale geldikten sonra hastanın daha önce aldığı bütün
ilaçlar kesilir ve gece belirlenen saatte yumurta çatlatma iğnesi
yapılır (Pregnyl, Profasi).Yukarıda belirtildiği gibi 36 saat sonra
hastanın isteği ve bazen doktorun tecihine göre genel veya lokal
anestezi altında yumurtalar toplanır. Yumurtaların toplandığı günden
başlamak üzere 5 gün süre ile Prednol ve Monodoks başlanır. Ayrıca
vajinal yoldan kullanılmak üzere gebelik testinin yapıldığı güne kadar
Ultragestan başlanır ve gebe kalan hastalarda gebeliğin 10. haftasına
kadar devam edilir.
5. Embryo Transferi: Daha önce belirttiğimiz gibi yumurtaların toplanmasından 2 ile 5 gün sonra yapılır.
6. Embryo Dondurulması:
Hastalara genellikle 2 ile 5 embryo transfer edilmektedir. Daha çok
embryosu olan hastalarda fazla olan embryolar hastanın onayı alınarak
dondurulur.
7. Gebelik Testi:
Embryo transferinden 10-12 gün sonra yapılır. İlk test hem idrar, hemde
kanda yapılır. Testi pozitif olana hastalar 2 gün sonra tekrar
çağrılarak kan değerine tekrar bakılır ve gebeliğin normal gidip,
gitmediği değerlendirilir. Eğer beklenen düzeyde yükselme göstermemişse
takibe devam edilebilir.
8. İlk Ultrasonografi:
Gebelik testi yapıldıktan 2 hafta sonra, yani gebeliğin 6.cı haftasında
yapılır. Bazı hastalar 1-2 hafta sonra tekrar çağrılarak gebeliğin
seyrine bakılabilir. Ultrasonografisi normal olan hastalar daha sonra
aylık takiplere çağrılır.
MESA nedir?
Erkek hastaların bir bölümünde
spermlerin dışarıya boşalmasını sağlayan kanallarda doğuştan, daha sonra
geçirilen enfeksiyon veya cerrahiye bağlı olarak bir tıkanıklık
olabilir. Bu grup hastalarda sperm alabilmek için mikroskop altında
spermlerin dışarıya boşalmadan önce depolandığı ve epididim adı verilen
bölgeye girilerek sperm alınmasına MESA denir. Bizim kliniğimizde
nadiren uygulanmaktadır.
PESA nedir?
PESA yine kanallardaki tıkanıklığa
bağlı olarak spermin dışarıya boşalamadığı hastalarda iğne ile epididime
girilerek sperm elde edilmesidir. MESA’ya alternatif olarak yapılan bu
işlem çok daha basit olup, çok daha kısa bir süre içinde
yapılabilmektedir. Kliniğimizde bu grup hastalarda genellikle PESA
yapılmaktadır.
TESA nedir?
TESA veya PTSA adı verilen işlem
doğuştan veya daha sonra testisleri etkileyen bir nedene bağlı olarak
sperm yapımının yetersiz olduğu ve sperm tahlilinde hiç sperm görülmeyen
hastalarda testise bir iğne ile girilerek sperm elde edilmesidir.
Ayrıca tıkanıklığa bağlı olarak spermin dışarıya boşalamadığı hastalarda
PESA işlemi ile sperm bulunamazsa yine TESE uygulanır. Diğer bir grup
hasta ise sperm tahlilinde sperm olmasına karşın, hiç hareketli spermi
olmayan hastalardır. Bu grup hastalarada TESA uygulanır.
TESE nedir?
TESE yukarıdaki yöntemlerle sperm bulunmayan hastalarda testislerin direk olarak açılarak alınan parçalardan sperm elde edilmesidir.
DESTEKLİ YUVALAMA nedir? Destekli
yuvalama enaz 4 hücre evresinde olan embryoların dış zarının
inceltilerek rahim içine tutunma olasılığının artırılmasıdır. Bu işlem
kimyasal veya mekanik yolla ve laser ile yapılabilir. Kullanılan
yöntemin başarı şansı üzerinde bir etkisi yoktur. Kliniğimizde mekanik
yöntem uygulanmaktadır. Bu konuda çok fazla sansasyon olmasına karşın,
açıkça söylemek gerekir ki işlemin yararlılığı kesin olarak ortaya
konamamıştır. Bu konuda yapılan çalışmalarda normal hastalarda
yararlılığı gösterilememiştir. Bu nedenle dünyada genel olarak kabul
edilen görüş belli bir grup hastaya uygulanmasıdır. Bizim kliniğimizdede
şu hastalara destekli yuvalama uygulanmaktadır:
1. 35 yaş üzeri 2. Daha önce başarısızlıkla sonuçlanan tüp bebek uygulanması olan 3. Embryo dış zarı 15 mm. den daha kalın olan 4. FSH değeri yüksek olan 5. Embryo kalitesi kötü olan hastalar
Tedavi Sırasında Karşılaşılan Sorunlar 1. Tedavinin İptal Edilmesi:
Daha önce sözettiğimiz gibi hastaya hangi rejimin başlanacağı ve ilaç
dozunun belirlenmesinde en önemli faktörler kan hormon düzeyleri,
ultrasonografide yumurtalıkların görünümü ve hasta yaşına bağlı olarak
değişen yumurtalık rezervidir. Ancak hastalar her zaman beklenen yanıtı
vermeyebilir. Bu nedenle yumurta gelişimi yetersiz olan hastalarda
tedavi iptal edilip yeni bir tedavi başlanabilir veya hiç yanıt vermeyen
bazı hastalarda tedavi tamamen sonlandırılabilir.
2. Yumurta Bulunamaması:
Bazı hastalarda ultrasonografi ve hormon değerleri izlenen yumurta
gelişim normal olmasına karşın, aspirasyon sırasında hiç yumurta
bulunmayabilir. Bu duruma ileri yaş ve yumurtalık rezervi düşük olan
hastalarda daha sık rastlanmaktadır.
3. Döllenmenin Olmaması:
Bazı hastalarda elde edilen yumurtalar normal olmasına karşın döllenme
olmayabilir. Bu daha çok normal tüp bebek uygulanan hastalarda görülen
bir sorun olup, açıklanamayan infertilite ve sperm bozukluklarında daha
sık görülmektedir. Bu nedenle bu grup hastalarda kliniğimizde
mikroenjeksiyon uygulanmaktadır. Mikroenjeksiyon uygulamasında döllenme
olmama olasılığı oldukça düşüktür.
4. Transfer Zorluğu: Bazı hastalarda transfer teknik olarak zor olabilir veya nadiren mümkün olmayabilir.
5. TESA veya TESE’de Sperm Bulunamaması:
Normal verilen örnekte hiç sperm bulunmayan ve spermin geçtiği
kanallarda tıkanıklık saptanmayan hastaların % 50’sinde sperm
bulunmaktadır. TESA veya TESE işlemi yumurta toplama gününden bir gün
önce yapılmaktadır. Sperm bulunmayan hastalarda tedavinin daha sonraki
işlemi iptal edilmekte veya çiftin onayı alınarak olgun olmayan sperm
hücreleri kullanılmaktadır. Olgun olmayan sperm hücreleri kullanılarak
elde edilen gebelikler bildirilmesine karşın, olasılık son derece
düşüktür.
6. Gebelik Testi Öncesi Kanama:
Test gününden dah önce kanaması olanlarda gebelik şansı düşmekle
birlikte gebelik olmadığını göstermez. Özellikle az miktarda kahverengi
kanaması olanlarda fazla korkmamak gerekir.
Gebelik Oranları Gebelik
oranları hasta yaşı, elde edilen yumurta sayısı, oluşan embryoların
kalitesi, verilen embryo sayısı, rahim içinde bebeğin yerleştiği
tabakanın kalınlığı ve görünümüne bağlı olarak değişkenlik
göstermektedir. Şu anda kliniğimizde ortalama klinik gebelik oranı % 45
olup, 30 yaşın altındaki hastalarda % 60 dolayındadır.
Gebelik Sonrası Karşılaşılan Sorunlar 1.
Biyokimyasal Gebelik. Bazı hastalarda gerek idrarda, gerekse kanda
yapılan testlerde gebelik saptanmasına karşın, daha sonra yapılan
takiplerde hormon yükselişi yeterli olmayabilir ve bu daha sonra
kendiliğinden normale düşebilir. Gebelik hormonunun (Beta-hCG) 20
Ünite’nin üstünde ve 1000 Ünite’nin altında olması, ultrasonografide
gebelik kesesi görülmemesi ve daha sonra kendiliğnden normale inmesi
biyokimyasal gebelik olarak adlandırılmaktadır. Bunun nedeni tam olarak
bilinmemektedir.
2. Düşük:
Ultrasonografide gebelik kesesinin görülmesi klinik gebelik olarak
adlandırılmaktadır. Tüp bebek veya mikroenjeksiyon sonrası elde edilen
gebeliklerin % 20’si düşükle sonuçlanmaktadır (20 haftadan önce gebelik
kaybı). Düşük oranı gebeliğn ilk 6 haftasında daha yüksek olup, 12
haftadan sonra % 5 oranına inmektedir. Gebelik sırasındaki her kanama
bir düşük tehdidi olarak kabul edilmelidir. Bu dönemde istirahat ve
ultragestan kullanımına devam edilmesi dışında önerilebilecek bir tedavi
bulunmamaktadır.
3. Dış Gebelik:
Tüp bebek uygulanan hastaların % 4-5’inde ve mikroenjeksiyon uygulanan
hastaların % 2’sinde dış gebelik görülebilmektedir. Kanda gebelik
hormonu yeterli düzeyde yükselmeyen hastalar dış gebelik yönünden takibe
alınır. Daha sonra belirli bir hormon düzeyine karşın, ultrasonografide
gebelik saptanmaması veya rahim dışında gebelik izlenmesi ile tanı
konulmaktadır. Dış gebelik tanısı alan hastalarda tedavi genellikle
cerrahi olup, daha çok laparoskopik olarak yapılmaktadır. Bazı
hastalarda sadece gözlemle dış gebelik gerileyebilir veya dışardan
verilen bir ilaçla (Methotrexate) ile sonlandırılabilir.
4. Çoğul Gebelik:
Tüp bebek veya mikroenjeksiyon uygulamalarında oluşan gebeliklerin
yaklaşık % 25-30’u çoğul gebeliktir. Aşılamada da yine çoğul gebelik
oranı % 20 dolayındadır. Bunların çoğunluğu ikiz gebelik olmakla
birlikte, üçüz ve dördüz gibi daha fazla sayıdaki gebeliklere
ratslanabilmektedir. Üçüz ve daha fazla gebeliği olan hastalara
gebeliğin ikize indirilmesi önerilir. Kabul eden hastalarda “multifetal
redüksiyon” adı verilen işlem yapılır. Burada hastanın kabul ettiği
sayıdan (örn. İkiz veya üçüz) daha fazla olan bebeklerin kalbine
potasyum verilerek kalbin durması sağlanmaktadır. Bu işlem lokal
anestezi ile yapılabilmektedir. Bu işlem çifti psikolojik olarak oldukça
rahatsız etmekle birlikte, kalan bebeklerin yaşam oranının ve gebelik
risklerinin (hem anne, hemde bebekler açısından) azaltıldığı
unutulmamalıdır. Bebek sayısı arttıkça erken doğum ve bunun bebekte
yarattığı olumsuzluklar, annede tansiyon sorunları gibi riskler oldukça
artmaktadır. Ancak yapılan işlemin teorik olarak % 6-7 oranında
gebeliğin tamamen yokedebileceği de gözönünde bulundurulmalıdır.
Kliniğimizde yapılan yaklaşık 90 redüksiyon işleminde hiçbir hastada
işleme bağlı gebelik kaybına rastlanmamıştır.
5. Erken Doğum:
Yukarıdada belirttiğimiz gibi ikiz ve daha fazla gebeliklerde erken
doğum oranı tek gebeliğe oranla oldukça yüksektir. Bu nedenle hastalar
sıkı bir şekilde takip edilip, 20-24 haftada rahim ağzı kalınlığı
ölçülmekte ve gerekirse rahim ağzına dikiş atılabilmektedir. Ayrıca daha
önce erken doğum öyküsü olan bazı hastalarda gebeliğin 14 haftasında
rahim ağzı açıklık ve kalınlığına bakılmaksızın dikiş atılabilir.
6. Kromozom Anomalileri:
Yapılan çalışmalarda tüp bebek uygulanan hastalarda kromozom anomalisi
oranının normal toplumdan farklı olmadığı görülmüştür. Ancak
mikroenjeksiyon uygulamasında teorik olarak bu oranın daha yüksek olması
gerektiği düşünülmekle birlikte, yine yapılan çalışmalarda normal
topluma göre bir farklılılk olmadığı gösterilmiştir. Özellikle ileri
derecede sperm sayı ve kalite bozukluklarında ve hiç sperm olmadığı için
TESA veya TESE yapılan hastalarda doğacak erkek bebeğinde ileride çocuk
sahibi olmama riskinin teorik olarak normalden daha yüksek olabileceği
çifte hatırlatılmaktadır. Yine doğuştan spermin dışarıya boşalmasını
sağlayan kanallarda tıkanıklığı olan hastalarda kistik fibrozis adı
verilen bir hastalığın taşıyıcısı olabileceği de hatırlatılmaktadır. |